Çaykara Kültür Sanat ve Yayıncılık Ltd. Şti

Prof. Dr. Hikmet Öksüz’ün kaleminden Anne can bazen de AFACAN’dır

Bugün anneler günü…

Cana can veren, tüm varlığını evladı/evlatları için seferber eden fedakârlık timsali annelerimizin ellerinden öpüyorum.

O, yârdir. Değişmeyen, eskimeyen, vazgeçilmeyen bir sevgili.

9 ay 10 gün onun canındayız, karnındayız ve kanından besleniriz.

Dünyaya geldiğimiz ilk andan itibaren de onun memesine yapışır; candan ve temiz sütüyle beslenerek hayata tutunur, ayağa kalkmaya, var olmaya çalışırız.

O, ilk günden nefesini vereceği son gününe kadar bizim için vardır. Tehlikeyi gördüğü an civcivlerini kanatlarının altına alır. Yemez yedirir, biriktirir verir, kollar ve gözetir.

Babalarımız dağ gibi arkamızda dururken, o dertlerin derelere katılıp ulaştığı derya gibidir. Onlar her daim afacanları için vardır. Her afacanın bir annesi vardır, ama her diyarın bir Afacan’ı yoktur.

Afacan tabiri güzel Türkçemizde ele avuca sığmaz çocuk demektir. Ancak Çaykara ve Dernekpazarı havalisinde bu tabir “erkek” gibi bir kadının; biyolojik olarak anne olamayan, ancak 300’den fazla çocuğun doğumuna yardım eden; dolayısıyla yüzlerce çocuğun annesi olan bir kişinin adıdır.

Asıl adı Sakine’dir. Sakine Şahin, Dernekpazarı’na bağlı Taşçılar (Fotgene) Köyü’nde 1923 yılında doğdu. Üç kardeşin en küçüğü idi. Ağabeyi seferberliğe gitmiş, ancak dönememişti. Babasını da erken yaşlarda kaybetmişti. Annesi Emine Hanım, ablasıyla onu zor şartlar altında büyüttü. Emine Hanım, “ocağını tüttürecek” erkeği kalmayınca, ele avuca sığmaz afacan ruhlu küçük kızı Sakine’yi erkek gibi yetiştirir. O artık Afacan’dır.

Afacan (Sakine) çocuk denecek yaşta bir akrabası ile evlendirilir. Feodal bakış açısıyla, yani erkeği bulunmayan, “ocağı tütmeyecek” bir evin kızını alarak onun mülküne de sahip olmayı hedefleyen bir evlilik bu. Sakine’nin çocuğu olmaz. Kocasının ilk hanımından olan bir çocuğu üzerine yazarlar. Sadaka saraydan dışarı çıkmamalıydı! Ancak bu evlilik uzun sürmez. Sakine baba evine, ana kucağına geri döner.

Annesi Emine ve ablası Saniye kaval dinlemeye meraklı insanlardı. Sakine kaval çalmayı öğrenir. O, şimdi Kavalcı Afacan’dır.

Sakine’nin duygu dünyası şimşir ağacından yapılan bir nefesli sazın içine sızmaya başlar. Oradan bir yol havası ya da oyun havası olarak dışarıya çıkar. O, 1940’lı 50’li yılların aranan insanıdır. Tarım toplumunda dayanışma ruhunun en belirgin tezahürü olan imecelerde ve düğünlerde Çaykara ve Dernekpazarı yöresinin gençleri onun kavalı eşliğinde horon oynamaya, eğlenmeye ve coşmaya başlar. Kavalcı Afacan’ın ünü köyünü aşar, civar köylere oradan da tüm Solaklı Vadisi’ne yayılır. Afacan, erkek kıyafetli bir kadın sanatçı olarak dile dolanır ve bölge insanının hafızasına yerleşir. O, ceket, yelek ve gömlek giyer; başına yazma, beline de “oğluk” bağlardı.

Solaklı Vadisi, sosyolojisi itibarıyla halay, bar ve horon kültürünün uzantısı ve kesişme noktası olduğu için burada kaval kemençenin önünde durmaktadır. Bu yüzden Afacan’ın kavalı diğer özellikleriyle birlikte halk belleğinde derin izler bırakmıştır.

Erkek görünümlü bu yiğit, bir o kadar da naif kadın, namus nişanesi olarak belinden tabancasını düşürmezdi. Elinden de efkârını dumanına üflediği sigarasını.

İmece ve düğünlerin vazgeçilmezlerinden biri de yöremizde “vaybeni” olarak bilinen atma türkü geleneğidir. Afacan bu alanda da son derece yetenekli idi. Genellikle atışmalarda onun tarafı üstün gelirdi.

Kavalcı Sakine ya da namı diğer Afacan, sadece söz ustalığı ve sanatçılığı ile toplumun önünde durmuyordu. O, aynı zamanda sağlık personelinin yetersiz olduğu yıllarda bir halk hekimi ve köy ebesi olarak da hizmet vermiştir. 300’den fazla çocuğun dünyaya gelmesine yardımcı olmuştur.

Çaykara-Dernekpazarı yöresinin bu ilginç ve bir o kadar da önemli siması 1970’li yılların başında ağır bir hastalığa yakalanmış ve hayatını kaybetmiştir. Hastalık döneminde kendisine yeğeni Halit Şeker bir evlat gibi bakmıştır.

Bu yazımızla anneler günü özelinde üç yüz çocuklu annemiz “Kavalcı Afacan”ı bilenlere hatırlatmak, yeni nesillere de anlatmak istedik…

Kaynak kişi: Taşçılar Köyü eski muhtarı Mehmet SANDIKÇI

 

10 MAYIS 2020

Prof. Dr. Hikmet ÖKSÜZ

error: Content is protected !!