Çaykara Kültür Sanat ve Yayıncılık Ltd. Şti

Çocukluk Hayalim!

Çaykaralı İşadamı İbrahim Tuncer´in kaleme aldığı “Çocukluk Hayalim” adlı makaleyi sizlerle paylaşıyoruz

Çocukluk hayalim;

Yaklaşık sekiz-dokuz yaşlarındaydım, her çocuk gibi köyde yaşıyordum. Kışın mektebe yazın ise mezire ile yaylaya çıkardık. Mektebe giderken ayağımda kara lastiğim; kar suyu içine kaçar, lastik ayrı bir ses çıkarır ayağımızda, bir sağ yana bir sol yana dönerdi. Kar bazen boyumuzu aşar, köyün büyükleri, yetişkin insanları karı yararak yolu açar, biz o yolda karın içinde kaybolurduk.

Lastik ayakkabılarımız yırtılır, yanlarından su alırdı. Üşürdük, titreyerek okula gider, elimizde evden götürdüğümüz odunu okulun sobasına atar, arkadaşlarla üstümüzü kurutur ve sıralarımıza otururduk. Akşam olunca okuldan çıkar, eve gidinceye kadar yine ıslanırdık. Evimizin kapısının eşiğinde annemiz, nenemiz bizleri karşılar, hemen içeri alır ocağın başına getirir, bir yandan elbisemizi çıkarıp kurutur, bir yandan da acıkan karnımızı doyurmak için sofrayı kurardı. Ailece sofraya oturulur, ortada koca bir sahan, sahanda ya lahana ya arpa çorbası, herkes o koca sahandan kaşıklayıp yemeğimizi yerdik. Gaz lambası odanın bir köşesinde asılı bizi aydınlatırdı. Yemekten sonra kitaplarımızı çıkarır, gaz lambasının altında dersimizi yapardık. Ailemizle bir arada, huzurlu ve mutluyduk.

Okul yaz tatiline girince mezirelere çıkardık. Köyden mezireye gider gelirdik. Sabahın köründe, şafak sökmeden ineklerin hizmetini yapardık. İnekleri Ahırdan çıkarır, çayırlarda, orman aralarında, otlak alanları sürerdik. Sürerken yaban hayvan gelme endişesiyle korkardık. Bir tıkırtı duyduğumuzda kimselere duyurmadan içimizden ağlardık, ağlarken biryan da yakın komşulara seslenirdik. Onlar da bize ses verir ve yaban hayvanlar etrafımıza yanaşmasın diye ?çok gez? diye bağırırlardı. Ancak Ayı ile karşılaştığımızda elimizden bir şey gelmezdi. Bazen ineklerimize ayı saldırır, ineğin birini alır götürürdü ama yine de biz onlarla birlikte yaşamayı öğrendik. Koyunu, danayı aldığında aileden biri ölmüşçesine üzülür, ?nasipten çıktı der?, yaşamaya devam ederdik, ayıyı öldürmeye çalışmazdık.

Mezirede bir ay kaldıktan sonra yaylaya çıkardık. Yaylada ise köye kar yağıncaya kadar dururduk. Yaylaya nenelerimizle birlikte çıkar, onlarla birlikte yaylada kalırdık. Camiye gider ve burada kuran okurduk. Yayladaki bütün çocuklar camiye giderdi. Camiden çıkınca caminin çevresinde oynardık, çocuk seslerinden yayla şenlenirdi. Hava kararmaya başlayınca köy yolunu gözlerdik. Köyde kalan veya köye iş yapmaya giden annelerimizin, büyüklerimizin yolunu gözlerdik Yolda onları karşılar, köyden getirdikleri meyveleri alıp eve gidinceye kadar onu yerdik. Ne çok lezzetliydi o armutlar, o elmalar. Bazen büyüklerimiz köydeki işleri bitiremeyince köyde kalırlardı. Arkadaşların anneleri gelir, dönmeyenler hüzünle eve döner ve dönüş yolunda yine kimse duymadan içimizden ağlardık. Eve gelince yemeği yer yorganın altına girince ağlamalarımız devam ederdi. Oysa ertesi akşam annemiz gelecekti, çocuktuk anlamazdık. Yayladan köye indiğimizde gurbetten gelecek olan babamızı, dedemizi yollarda, balkonlarda beklerdik. Ha bugün gelecek, ha yarın gelecek diye.

İşte yazmakla bitiremeyeceğim kısa ve öz çocukluğum. O yaşlarda aile büyüklerimiz gurbetten kurtulsun ve hep yanımızda kalsın diye ?Çaykara için ne yapılabilir? diye çocuk aklımla çok düşündüm. Babam Almanya´da yaban ellerinde gurbette, dedem ise sünnetçi idi. O da Erzurum, Bayburt, Gümüşhane yollarında ekmek parası için çalışıyordu. Çaykara´da benim yaşımdaki tüm çocukların kaderiydi bu. Ailesinin geçimini temin etmek ve rahat bir gelecek sağlamak için gurbet ellerinde sefil, garip çalışan büyüklerimiz.

Ellili yaşlarıma gelince bilgi ve birikimlerimle, Çaykara´yı ve Çaykara´nın geçmişini, yaşanmış olaylarını kaleme almak istedim. Çaykara´yı anlatmaya ve yaşanan her şeyi gelecek nesillere aktarma amacıyla yola çıktım.

Bir gün Facebook´ta sorulan;

?Çocukluğundan Beri Hayalini Kurduğum Şey Nedir? sorusuna cevaben,

?Çaykara İçin Ne Yapılabilir? diye yazdım.

Bir sürü yorum ve telefonlar aldım. Kimi alaycı, kimi kırıcı, kimi de anlamlı ve güzel yorumlardı. Benim amacım ise yazılması gereken, eksik kalanların, yeni fikirlerin yazılmasıydı. Ancak bazı yorumlar başka alanlara çekilerek çok farklı cevaplar aldım. Bazı yorumlara hiç katılmasam bile, bunları da değerlendirerek yoluma devam etmeye karar verdim.

Bu çalışmaları şu ana kadar hiçbir şahıs, kurum, kuruluş, vakıf veya dernekten destek almadan yürütmeye çalıştım. Araştırmalarım esnasında bazen bazı kişilerden olumsuz yanıtlar aldığım halde çalışmalarıma hiç ara vermeden devam ediyorum.

Konuşmak kolay geliyor insana ?Sen de elini taşın altına koy ondan sonra konuşmaya başla?.

Kendinize şu soruyu sorun;

?Ben doğduğum topraklara, Çaykara´ya, köyüme ne yaptım?.

 

Sen Sevdamsın Çaykaram

Senin suyundan içtim

Senin Yolundan koştum

Seninle Doydum Çaykaram


Göç vermiştir köylerin

Yosun tutmuş evlerin

Sana hasret yüreğim

Özlüyorum Çaykaram


Kalemle Yazıyorum

Seni sayıklıyorum

Anlatmak istiyorum

Ben herkese Çaykaram..

error: Content is protected !!