Çaykara Kültür Sanat ve Yayıncılık Ltd. Şti

Anılar ve Hatıra Defterleri

Çaykaralı hemşehrimiz, Prof.Dr. Necmi Kurt’un kaleme aldığı ” ​​​​​​​ANILAR VE HATIRA DEFTERLERİ”adlı makaleyi siz değerli okurlarımızla paylaşıyoruz.

Bu yazacaklarım 50 yaş ve üstünü ilgilendiren konular..
Ama nasıl yaşadığımızı, nasıl bir çocukluk ve gençlik geçirdiğimizi, imkânlarımızı ve nasıl süreçten geçtiğimizi anlamanız konusunda okunmaya değer.

Hatıralarımız
Nasılda yok oldular
Anlamsız kâğıda dönüştüler
yazarken ve yazdırırken çok özenmiştik.
Elli yıl öncesinden geleceği görememiştik.
Bütün hatıralar, bütün fotoğraflar, kütüphaneler elin yarısı kadar bir aletin içine sığmıştı.

1967-1972 Lise yıllarımı
ve 1973-1979 Fakülte yıllarımı hatırlıyorum
Lise yılları çok daha hassas ve anlamlıydı
Bir fotoğraf, bir sayfa yazılmış anı defteri bizim için çok önemli ve anlamlıydı. Bu günlerde onları önüme aldım ve gözden geçirdim; izlerken bir tuhaf oldum..

Hekimlik yıllarım
Sivil toplum örgütleri çalışmaları
Doğduğum yer; Köyüm, Çaykara, Trabzon anıları
hepsini. Bir bir, ayrı ayrı
fotoğraflardan ve yazılı anılardan
Gözden geçirirken hafıza şeridini de tazelemiş oldum.

İlk okul fotoğrafım, paçaları dizin altına kadar çıkmış, dizler ve kıcı yamalı, yıkana yıkana 3 sene giyilmiş sonuçta kısalmıştı. Siyah önlük ve yakalık da öyle.. ayağımızda iki sene giymek zorunda olduğumuz siyah kurşun lastikleri., Top oynarken topuğu yırtıldığı için kendir ipliği ile dikilmiş.4-5 Siyah beyaz fotoğrafla ilkokulu bitirdik..

Yavuz Selim öğretmen Lisesi ve Ankara Yüksek öğretmen okulu Hazırlık Lisesi hatıraları; giyim-kuşam ve hatıra defteri konusunda daha ilkokuldan daha üstün. Hepsini okuyorum.. 50-100 kadar siyah beyaz fotoğraf, Özenle ciltlenmiş 1-2 hatıra defteri. Benim için anlamlı ama bunları okuyan veya okuma zorunda olan yeni kuşak İçin anlamsız. Hatta gülünç olabilir. Çocuklarıma anlattığım zaman gülüyorlar. Çocukluğumuzda biz böyle yetiştik diye birkaç kere söylersen “Üf be baba sen de ne yapıyorsun o devirler geçti, eskide kaldı”.. Zamanın kıt imkanlarıyla yokluktan var olma, ayakta kalma, okuma isteği ve mücadele edebiyatını önemsemiyor, sevmiyorlar.

Ortaokul ve lise döneminde yaşanan platonik aşkları, aşıklar Caddesi’nde yürümeyi, Her akşam etüt başlamadan önce yol kenarına dizilip sevdiği öğretmeni seyretmek ve onu ilah gibi görmek ne kadar güzeldi.. Sınıflar arası bilgi yarışmasında birinci olduğumuz akşamı ne kadar mutluyduk. Tıpkı voleybolda doğu grubu Şampiyonu olduğumuz Zaman gibi Öğretmenlerimiz ve arkadaşlarımız bizleri sevgi öpücüğüne boğmuştu. Sporu çok severdik, spor ve ders çalışmak tutkumuzdu..1967 yılında girdiğim öğretmen okulundan 1972 yılında okulu bitirmeden ayrılmak zorunda kalmıştım. Okulda dereceye girenler Ankara yüksek öğretmen okulu hazırlık lisesine gidiyorlardı, Ben de öyle yaptım. Ankara’da sporumuza devam ettik voleybol ve futbol müsabakaları tutkumuzdu.. Öğretmen olmak için girdiğim okuldan ayrılarak tıp Fakültesi’ne geçtim ve bugün bir sağlıkçı, bir hekim olarak karşınızdayım..

Bilgiye ulaşmak o kadar zordu ki Ömrümüzün bir kısmı kütüphanelerde geçerdi.. Şimdi öyle mi; Bir akıllı telefon ile bütün kütüphaneleri cebinde. Eskiden akıllı ve zeki öğrenciler vardı, parmakla gösterilirdiler.. Şimdi akıllı telefonlar Google amca var.. Yazıyorsun sana cevabını veriyor. Cebinizde kütüphane ile geziyorsunuz.

Paramız yetmediği için öğrenci yurtlarında kalmak ve o öğrenci yurtlarının yemekhanesinde veya kantininde yemek zorundaydık. Rutin yemeğimiz çorba, kuru fasulye ve pilav idi. Et yemeğini Bursu aldığımız gün yani ayda bir yerdik. Diğer günler karnımız doymadığı zaman bol bol ekmek ile idare ederdik.

Okula giderken masraf olmasın diye dolmuşa veya otobüse binmeden Yürüyerek çok gitmişimdir.. Özel otomobilimiz yoktu şehirlerarasında otobüsle gidip gelmek zorundaydık. Uçağa ilk defa cerrahi asistanı iken yurtdışına Eğitim için giderken binmiştim.

Bilmek, ”bilim adamı olmak teknolojiyi geliştirmek” bunlar insan oğlu için çok yararlı şeyler.. eğer bilimi ve teknolojiyi İnsanoğlunun yararına kullanmaz isek çok korkunç bir silah olarak karşımıza çıkar.. GDO lu tohumlar yani genleri ile oynanmış tohumlarla tarım yapılan ülkeler İlerde hem sağlıklarını hem de tohumlarını kaybedecekler.. atmosferdeki oksijen tabakasının delinmesi Ve güneşten gelen vücudumuza zararlı ışınlarının süzülmeden direk dünyamıza gelmesi sağlığımızı ve yaşadığımız dünyayı tehdit etmektedir.. süper güç ve kapitalist ülkeler bunu bilmelerine rağmen yaptıkları anlaşmayı bozmadılar mı? peki ne uğruna? daha çok para kazanma uğruna değil mi.. eskiden bilim ve teknoloji insanlığın yararına kullanılırdı.. Maalesef şimdi değişti. Şimdi ülkelerin veya kişilerin çıkarları doğrultusunda zararlı bir şekilde kullanılıyor.. dünyayı yok etme pahasına.. gözü dönmüş şerefsiz mahlukların yüzünden insanlık yok oluyor, dünya yok oluyor. Anılarımızı, sağlığımızı her şeyimize alıp götürüyor.

Ben eskiden Gençliğimde geçirdiğim fakirlik günlerimi özlüyorum..Mezirelerde , yaylalarda, dağlarda Dumanlı-sisli havada  Rosun, çisenin altında çimlere veya toprağa basarak yürümeyi özledim. Çaykara, Sultan Murat’ta, mezirelerde Yankılayan kavalın sesini dinlemeyi ;Lahanayı ,kuymağı, kızdırmayı, turşuyu, Mısır ekmeğini yemeyi özledim.

Siz hiç yayık yaydınız mı? Ordan çıkan ayranı içip tere yağını yediniz mi? Veya süt olmuş daha bayatlamamış mısıri soyup suya atıp Koliva yaptınız mı? Yoğurdu torbaya döküp süzme yoğurt elde ettiniz mi? Sırtınızda odun veya ot taşıdınız mı? veya Değirmene gidip mısır öğüttünüz mü? Değirmencilik yaptınız mı? Tırpanla Çayır kestiniz mi? Fındık toplayıp eve taşıdınız mı?

Zamanımızda evlerde şeker bulmak zordu. Olsa bile ambarda kilitli olurdu .. ya hastalık veyahutta misafir için kullanılırdı. Sadece mısır unundan ekmek yapardık.. buğdayı unundan ekmek yapmak lükstü. Arada bir Bayburt’tan buğday getirir onu öğütür un ve ekmek yapardık.. tatlı yemeği yediğimiz zaman kendimizi çok mutlu hissederdik.. hiç oyuncağımız olmadı.. Sadece odundan binek arabaları yapardık. Paramız hiç olmazdı..

Okula giderken bile Mendilin içine mısır ekmeği ve peynir koyarak giderdik, bunu da her zaman bulmak mümkün değildi.. İlkokulda hiç okul çantamız olmadı. Rutin yemeğimiz çorba, kuymak, yoğurt, nadiren süt, lahana ve muhlamaydı.. Şimdilerde millet çocukların ağzına teperek yemek yediriyor.. zorla yumurta veriyor, zorla tatlı veriyor, zorla süt içiriyor, et yediriyor. Onlar bizim önümüze konsaydı acaba onlardan en küçük bir parça kalır mıydı? Hiçbir şey ihtiyacı olmayan maddi doygunluğa ulaşmış, yokluk görmemiş hiçbir zorlukla karşılaşmamış bir nesilden ne beklenir ki? Laptopları dizlerin üstünde, akıllı telefonları ellerinde, kulaklıkları kulaklarında yangın olsa, İmdat diye bağırsan, kapının zilini çalsan dahi kapıyı açmazlar; Çünkü seni duymuyorlardır.

Akıllı telefonlarıyla selfie yani öz çekim yapmak video kaydetmek, Her türlü oyunu oynamak her türlü bilgiye sahip olmak artık ellerinde. Âmâ bu aletlerinde zararlı olduklarını radyasyon yaydıklarını bilmemekteler. Özellikle gözler ve beyin üzerinde büyük etkileri var..Bumerang, Portre, ağır ve hızlı çekim varken bu nesil senin Siyah-beyaz çekilmiş fotoğrafların ile ilgilenir mi? Elbette ilgilenmez? Annesinin babasının doğduğu yerlere gitmeyen ve oradaki kültürel yaşamı bilmeyen çocuklar bizlerden çok daha kolay kopuyorlar..

Bilgi ve teknoloji öyle bir çabuk değişiyor ki başımız döndü desek yeridir.. 1973 yılında Siyah-beyaz televizyon varken 1988-1989 yılında ilk renkli televizyon STAR olarak açılmıştı.. Şimdi yüzlerce televizyon kanalı var. Önce akılsız telefonlar sonra akıllı telefonlar; bilgisayarlar laptoplar, biri birinden Forslu özel arabalar, pahalı arabalar, geniş ve dıştan giydirilmiş evler, villalar, arsalar Her şey var bir tek yok olan insanlık..

Köyden şehire sanayi toplumuna geçiş kalkınmamız için gerekliydi, Çünkü bize öyle dediler.. bilişim çağı ve internetteki hızlı değişimler yaşantımızı sarstı.. Google, Facebook, WhatsApp, Instagram gibi dijital Sanayi sistemi hayatımıza girince mahvetti bizi.. İnsanlığımızı unuttuk..

Her eti yemiyoruz.. Günaydın’dan veya Cemil Usta’dan veya Marmara etten olacak diyoruz.. evimizde henüz eskimeyen koltukları sırf Moda’ya uysun diye komşununkine benzetmek için değiştiriyoruz.. Yemen’de Somali’de Sudan’da milyonlarca çocuk açıldıktan ölürken Bizler şan şöhret peşinde koşuyoruz.. yüzlerce takım elbise yüzlerce takım ayakkabı ve çanta taşıyoruz.. Ben şahsen bu düzenden bıktım..

Soğan ekmek yiyelim sağlıklı olalım, komşumuz açken tok yatmayalım, yardımsever olalım, savurganlıktan vazgeçelim.. Allah’ın suyu demeyelim suyu bile ölçülü kullanalım.. İnsanları sevelim, sevgiyi paylaşalım, birbirimize yardımcı olalım.

Aksi taktirde bir gün bir virüs gelir hepsini elimizden alır gider..

error: Content is protected !!